Yayın yasağı...
Dikkat bu tüm pamukçuklar için yapılmış bir ağıttır.
Toprağın içinde öylece, sereserpe yatarken, aklımdan geçen tek şey, verdiğim şiparişin tam olarak gelip gelmeyeceğiydi. Tam olarak derken, bundan kastım eksizsizliktir. Aslında bu arzu biçimini çok ikiyüzlü bulurum. Sonuçta kimse eksiz değildir. Siparişi veren de alan da eksik. İsteniyor ki sipariş bu iki varlığın eksikliklerini tamamlasın. Tamam da sipariş neden böylesine bir varoluş çatışkısı içinde kalsın ki. Kaldı ki, sipariş eksiz bir şekilde ulaştı; o paketi aldığımız anda siparişi getiren kişiye duyduğumuz garip samimiyet ve aynı derecedeki mesafeli davranışı nasıl açıklayacağız? Kendimizi bir an kasklı, ceketli bir adamın önünden eşofman, terlik elimizde bir miktar para ile buluyoruz. Adam evimizin bir kısmını görüyor. Kısmen misafir sayılan bu adama karşı davranışımız, işte o an, bizim gerçek kimliğimizi ele veriyor. Siparişi alırken ki biz kimsek, gerçek biz oyuz işte. Burada insanları kategorize edebiliriz. Birinci tip, teslimatı alır almaz kapıyı kapatan insan. İkincisi, adam merdivenin yarısını indikten sonra kapıyı kapatan insan tipi. Bu anlatımdan büyük bir ihtimalle birinci tipin duyarsız, ikinci tipin duyarlı olduğunu söyleceğimi sandığınız. Lakin öyle değil, birinci tipin kapıyı kapatması, onun, sağlıklı bir birey olduğunu gösterir. Çünkü ikinci tip ölesiye hindir. İkinci tip, olayları kontrol etmek ister. Daima olayın arkasında başka bir iş olduğunu düşünür. Adam aşağıya inerken ki düşüncesi bir alet yardımıyla dinleseniz, insanlığınızdan tiksinirsiniz. O ikinci tip yok mu! Allah onu bildiği gibi yapsın. Pis! Hin! O değil de, baya acıktım ben. Sipariş eksiksiz gelse bari. Hatta fazladan sos koysalar keşke. Bu kadar kan kaybetmişken, o kadar ilgiliyi hak ediyorum sanırım. Zaten artık sevildiğimizi ekstra soslar dışında bir şeyle anlayamıyoruz.
Bitti...
Diyeceksiniz ki, ''e pamukçuklar ne alaka?'' Buraya kadar okumanızı sağladı değil mi?
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder