29 Ocak 2015 Perşembe

ANNEM'E MEKTUP

Küçüğüm anne, yalnız kalmak için büyüyemedim. Daha doğrusu sen beni yalnız kalayım diye büyütmedin ki; hazırlamadın beslenme çantamı acılara. Beni hayatın karanlığına giden servise bindirmek için uyandırmadın sabahın en kör vaktinde.

Ezanı keşke sen okusaydın kulağıma ninni yerine, kahpelerin yatağında masallar dinlemezdim şimdi. Ne oldu anne, ne oldu o parmakla gösterilecek çocuğa, ne oldu? Ne zaman kestin beni ılık aşk akan memelerinden? Neden ayırdın beni cennet kokan göğüsünden? Daha sıkı bastırsaydın o zamanlar ciğerine, şimdi ciğeri beş para etmezlerin baskısıyla yaşamazdım.

Yamalardın şefkatini, kötü insanların yırtığı gönlüme; ilmek ilmek dikerdin gözlerini yaralarıma, öperdin edepsiz düşüncelerimi hemen geçerdi günahlarım amel defterime yazılmadan.

Dövdüğün için kızmazdım sana, bilseydim gül bahçeleri açacak yanaklarımda; bilseydim bana her vurduğunda senin içinde binlerce dönümlük tarla kuraklaşacak, bülbüller ölecek gül hasretinden dudaklarında, yaramazlık yapmazdım. Tamirci çıraklığı yapar öğrenirdim tamir etmeyi insanlığımı. Ama yapamadım annem, onu da beceremedim. Benim insanlığım ömrümde bir defa bile doğruyu göstermedi.

Affet beni, başaramadım. Sana layık bir cenin olamadım annem.

22 Ocak 2015 Perşembe

MANZUMDAN NESİRE GEÇEN GENÇ BİR YAZARIN BAŞINA GELEN MUSİBETLER

Çok zorlamaya gerek yok, zorlamak gerek tabi ki biraz ama fazlasına gerek yok. Elbet bir şeyler girer ve çıkar bu hayatta yada girer ve çıkar hayat bir şeylere. Her şeyde hayat olduğu gibi, her hayatta da bir şeyler vardır. Bazen ritim seni ciddi olmaya, katı hale evrilmeye, az biraz devrimsel modüle yollar. Bazen sadece dans edersin. Önemli varlıklarız, çözümlemeye çalışıyoruz önemli şeyleri. Bir takım önemli şeyler, bizim için önemli. Cevaplarını arıyoruz. Gereksiz yere kasıyoruz (zorluyoruz) aslında. Basit, tek yapmak gereken şey; yapmamak lazım geldiğinde yapmamak ve yapmak lazım geldiğinde yapmak. Amaç, hedef, sebep, sonuç... Demek istediğimizi demeyip, demek istemediğimiz yapmak. Yapmak istediğimizi yapmayıp, yapmış gibi anlatmak. Yapdıklarımız yapmamış gibi yapmak ve onları hiç anlatmamak. Her bir sözün ve hareketin neden-sonuç analizini formüle ederken bunun nedenini sadece meraka bağlamak. Neden merak ediyoruz ki yani? Var olan var ve yok olanı zaten bilemeyiz. Yani?  Mutlu olmak ve mutlu etmek işte, cevap anadan üryan halde, alelen ortada. Ama basit şeyleri sevemiyoruz bir türlü, çeşitlensin istiyoruz. Ya bizi mutlu edecek şeyler başkalarını mutsuz edecek şeylerse ve başkalarını mutlu ederken biz mutsuz olursak? Mutluluk ne ki? Değişmiyor mu senden bana gelene kadar sonuçta... Benden bana gelinceye kadar da değişiyoruz. Kim olduğumuza ancak kim olduğumuzu fark edebilecek seviyeye ulaşınca karar veriyoruz. Bu da işleri iyice karışık bir hale sokuyor. Kendimizi hiçbir zaman çözemeyeceğimize emin oluncaya kadar sıkı sıkı bağlıyoruz. Paradigmalar, teoriler, arketipler, kuramlar, politik-ekonomik katmanlara bağlı sosyo-kültürel çıkarsamalar, rasyonel felsefi düşünceler, metafiziksel problem analizleri, amprik, reotik, kavramlar, simgeler, imgeler, mitler, anti'ler, -izmler... Maddesel gerçeklik algısını yitirme ön kabulü içeren post-modern çözümler... Tümden gelip tümevarmalar... Toptan alımcılık... Yekün reddedişçilik... Sanal hazlar ile hiç olmamış bir temele oturtulmuş tüketim anksiyetesi... Tükeniyorum o halde varım! Andan uzaklaşıp, hiç olmuş yada hiç olmayacak anlara körü körüne bağımlılık... Saplantısal sanrıları saplantı edinim... Sıfırdan sonsuza uzanan bir sistem içinde sıfırdan öncesine odaklanım... Başlangıç noktası bulma rahatsızlığı... Ve daimi sonuç aranımı. Hep ve hep; ''yani?'' sorusu...

Yani? Sonuç?

Çok da şey yapmamak lazım işte...


20 Ocak 2015 Salı

-siz

Tut fırçanı. 
Derin bir nefes al ve dal zamanın içine. 
Kimseye söylemem korkma. 
Özgür olduğunu bilmeyecek hiçbir tutsak. 
Hangi kalıba soktular seni? 
Güzelliklerini hangi sıradanlıklarıyla yamadılar? 
Demek, normal dediler sana. 
Aferin! 
İyice öğrenmişsin saklamayı.
 Hayır, daha zamanı var. 
Biraz bekle. 
Daha zamanı var, biraz daha. 
Bekle. 
Hissediyor musun? 
Görmüyorlar seni artık. 
Yani bakmıyorlar aslında. 
Görünmez oldun aralarında. 
Tamamdır bu iş. 
Bravo! 
Seni kendilerinden ayıramıyorlar. 
Farksızlaştın tamamen. 
Sen normalsin artık. 
Yavaşça yürümeye başla. 
Nazik ol! 
Hala aralarında sana inanmayanlar var, duyabiliyor musun kalp atışlarını? 
İyi dinle. 
Atmıyorlar. 
Demek yaşamıyorlar. 
Çatırtıları görebildin mi? 
Tuhaf değil mi? 
Dipdibeyken bu kadar ayrı olabilmeleri... 
Şaşırmıyorsun eskisi gibi, evet. 
Olağan geliyor sana. 
Olması gerek zaten olan hali, öyle ya. 
Uzaktan uzağa acıyorlar birbirlerine, uzaktan uzağa alay ediyorlar. 
Fısıltılarının tadı geldi mi damağına? 
Aynen öyle, doğru. 
Ölmüş bir et parçası bu. 
Güzel, klişeleşmişsin de. 
Başarın gittikçe artıyor. 
Artık hızını arttırabilirsin. 
Buyur, koşmaya başla. 
Fark ettin demek. 
Hep duruyorlar. 
Aynı yerde ve aynı zamanda. 
Evet, evet; hiç ilerlemiyorlar. 
Yerlerinde sayıyorlar geçmişlerini. 
Bayağı kabullendin artık bakıyorum. 
Bir sonraki aşama için hazırsın. 
Uç bakalım haydi, uç! 
Nasılsın şimdi? 
Miden bulanmaya başladı mı? 
Şahane! 
Ne çok karanlık sır var değil mi o yüz watt'lık ampüllerinde! 
Çözdün! 
O yüzden ekonomik lambaları kullanıyorlar huzur bulmak için. 
Kolay kolay bu raddeye gelebileceğini düşünmemiştim. 
Peki, hazır mısın? 
Yok ol şimdi de! 
Ne yazık asla başarıp başarmadığını bilemeyeceksin. 
Yoksun çünkü sen. 
Hiç olmadın ki. 
Çünkü bir kere bile var olmuş olsaydın, asla yok olunamayacağını bilirdin. 
Ama sen bunu bilemedin. 
Neden acıdır bazı biberler ?

18 Ocak 2015 Pazar

...

Kapat kapıları
Bu gece hüznün gözyaşları kurumayacak
Hiçbir esinti alamayacak seni benden
Ve hiçbir kum bu gece sabaha varamayacak
Kaynat içimdeki feryatları
Aksın karışsın buhran selime
Ne olur kesme ilhamını benden
Ne olur bırakma beni çalıntı ellere
Güneşim sönüyor yavaş yavaş
Deryalarım benliğimde buz tutuyor
Ağıt ağıt yağıyor üzerime aşk
Tüm karanfiller benim için ağlıyor
Uzak diyarların kahırlarını getirdim size
Külçe külçe azap erittim gönül küpünde
Gözlerini ayırma benden eğer yapabilirsen
Eğer sensen konuş benimle tüm kadim dillerle
Adımı an.
Bağır ruhumu
Çağır beni vesvese niyetine
Umutlarını gömdüğün tüm çarpık kentlere
Yeni doğanın teri
Üzerine toprak atıldığında can suyu olur tüm yedi verenlere
Yedi düvel sıvazlasa da sırtımı
Geçmez yaban sevda izlerim
Susmak bilmez içimdeki kırk derviş
Hasbihal eder hep bir tenden
Derler eriş ya Yunus eriş
Kalamaz artık üç kuruşluk dudaklarınızda bu dua
Günahkar ellerinize ağır gelir
Çok yüklüdür
Ezilirsiniz o rahmetin altında
Sayıklayın beni
Yana yana döne döne
Beni anın
Ödeyin bedelini canlarınızın
İrkilsin bedeniniz
Lokmalar dizilirken o yetimin kursağına
Ateş dolduruduğunuz mideniz kavursun sizi
Söndürmesin tüketseniz de yedi denizi
Benden başkasını andığınız hiçbir gece
Serinletmesin sizi
Uyanmanın vaktidir artık
Kalk ve dirilt kendini
Hiçbir zaman ölmedin
Aç tüm varlığını
Ne olur artık gör beni



6 Ocak 2015 Salı

MONO Bİ' HİKAYE

O kadar çok koştum ki, ne için koştuğumu unuttum. Niye koşuyorum ben? Neyden kaçıyorum? Nereye yetişmeye çalışıyorum? Niye koşar ki bir insan? Tüm bu düşüncelere rağmen devam ediyorum koşmaya. Acaba şu anda neredeyim? Hiçbir fikrim yok. Tamam, sakin ol. Aşağı bak. Ne görüyorum? Birbiri ardına gidip gelen iki bacak. Yer gri. Çiğnenmiş yeşil bir sakız var yerde. Demek ki şehirdeyim. Etrafı incele. Başka ne görüyorum? Binalar, hızlı hızlı hareket eden binalar. Arabalar. İnsanlar. Bir an durup sonra aniden kaybolan insanlar. Gülmeyen insanlar. Evet, kesinlikle şehirdeyim. Peki ne işim var benim bu şehirde? Elimde bir şeylerin ağırlığını hissediyorum. Siyah bir nesne. Ağır bir siyahlık. Demir bir ağırlık. Garip şekilde beni güçlü ve güvende hissettiriyor. Sol omzum acıyor. Beyaz bir gömlek var üstümde. Bu leke de ne? Kurumuş, tenime yapışmış. Biraz pütürlü. Sıcak bir üşüme hissediyorum elimde. Hafiften karıncalanma da var. Serçe parmağımı oynatamıyorum. Allah'ım ne de çok hayvan var üzerimde! Neden durmuyorum? Neden durup neler olduğunu anlamıyorum? Niye hala koşmaya devam ediyorum? Dur. Dur! Hadi dur! Bacaklarıma hükmedemiyorum. Bunların benim bacakalarım olduğuna emin miyim?  İyice saçmalamaya başladım. Gerçekten endişeleniyorum şu an. Nereye gidiyorum? İleriye bak. Önümde ne var? Parlaklık. Sapsarı bir parlaklık. Gözüm kamaşıyor. Peki, arka. Arkamda ne var? Ne görüyorum? Hiçbir şey. Hiçbir şey göremiyorum. Karanlık arkam. Önüm çok parlak. Bir saniye, çiğnenmiş yeşil sakız. Hala aynı yerdeyim. Ama koşuyorum. Binalar yer değiştiriyor. İnsanlar da öyle. Gelip geçiyorlar. Ben neden hala aynı yerdeyim? Ne oluyor? Bir homurtu var. Biri ensemle konuşmaya çalışıyor. Gittikçe yaklaşıyor. Gitmem lazım buradan! Hadi! İlerle! Hadi! Yapamıyorum. Hala aynı yerdeyim. Homurtu ve karanlık yaklaşıyor. Hadi! Hadi! Hadi! Olmuyor. Omzum daha da acıyor. Hissizleşmeye başlıyorum. Dayan! Aynı çiğnenmiş yeşil sakız. Aynı yer. Karanlık yaklaşıyor! Korkuyorum. Bir şey ilerlememe engel oluyor. Bir ağırlık var üstümde. Elimdeki nesne. Siyah demir. Ama bana güven veren tek şey bu. Bırakamam. Beni koruyan tek şey bu. Neyden? Beni neyden koruyor? Bilmiyorum, sadece koruyor işte. Bıraksam gidebilirim. Nereye ama? Ya önümde çok daha fazla korku varsa? Ya yokoluşsa bu! Her parlaklık iyi değildir sonuçta! Karanlığın da yardımı olmuştur çoğu kez insanlığa! Ya benim burada sabit kalmam gerekiyorsa? Evet, evet. Ya öyle olması lazımsa? Neden bu nokta? Neden özellikle burası? Neden bu çiğnenmiş yeşil sakız? Bir nedeni olmalı buranın. Benim burada durmamın bir nedeni olmalı. Benim bir nedenim olmalı. Eğer sabit kalmam gerekiyorsa, neden koşuyorum öyleyse? Neden hareket halindeyim? Eğer sabit kalmam gerekseydi, o zaman dururdum sadece. Ama neden böyle? Neden? Neden? Neden?! Sus. Derin bir nefes al. Yukarıda ne var? Yukarı bak. Ne görüyorum? B...

3 Ocak 2015 Cumartesi

...

Artık sen de kalabalıkların arasında bir suretsin sadece.
Bu sefer emindim.
Bu sefer dedim ki kendime
O sensin diye...
Yine göründün ve kayboldun derinlere.
Belki sen hiç yoksun.
Ya da çoktan yok oldun.
Yok, yok...
Sen kesin yokluksun.
Daha ne kadar sensiz senlere mahkum edeceksin beni
Daha ne kadar rezil olacağım cahillerin dilinde
Elleri bir kez bile sevmemiş,
Sıradanlıktan kararmış kalplerde
Daha ne kadar çürüyeceğim
Bu 9,90 beyinlilerin arasında.
Beni ilginç bir televizyon programı gibi seyrediyorlar.
Sapkın hayatlarında zapladıkları bir kaç seneyim yalnızca
Susuşlarından iğreniyorum
Konuşmalarından da
Buluşlarından iğreniyorum
Alkışlarından da.
Midemi bulandırıyorlar hepsi
Hepsi beyaza küfür sebebi
Yakamoz şiirleri
Makamlı ezgileri
Dar kesim hayalleri
Yekunu tiksindiriyor beni.
Hadi, hadi boğulmak üzereyim.
Anladım yanmam lazım seni haketmem için.
Yetmez yanmam biliyorum
Kül seviyorsun sen.
Ama kül de yetmez sana anlıyorum.
Esinti gerek sana.
Sıcak bir esinti gerek.
Anlık hissedilecek, 
İç bunaltan bir yel esecek
İşte o zaman sen bana gelecek
Tek söz bile söylemeden elimden tutacaksın
Kaybolacağız birlikte bu aşırı şişirilmiş ölü balonlar diyarından
Var olacağız, 
Hiçbir gönlün tasavvur edemeyeceği
Hiçbir ömrün yetmeyeceği
O ırak ötesi ırak
Kalbimizle bizim aramız kadar yakın
Selam mekanında.
Selam Ey Sevgili
Selam Sana
Geçiktiğin puslu akşamdan
Elbet geleceğin o güzel yarınlara