20 Temmuz 2015 Pazartesi
BİZATİHİ
''Nasıl yani? Şimdi en büyük aşklar nefretle mi başlar?'' dedi çocuk güneşin gözalıcı ışıltısına şahit olmuş deniz maviliğinde gözlerini açarak. ''Öyle der büyükler.'' diye destekledi tezini genç irisi arkadaşı. ''Peki'' dedi çocuk; ''Doğarken çektirdiğim acı mıydı anneme olan sevgimin nedeni?'' Sustu genç irisi, kafasını bana doğru çevirip beni iyice bir süzdü. ''Açıktım ben.'' dedi bana bakmayı sürdürerek. ''50 kuruş var mı poğaca alacağım.'' Gayri ihtiyari elim cebime doğru gitti. Çocuk elimin akibetini beklemeden ''Yazı mı tura mı?'' dedi arkadaşına. ''Vettur.'' dediler ve semaya diktiler gözlerini. Benim gözlerim de onlara özenmiş olacak ki, haber vermeden çocukların bakışlarını yakalamaya çalıştılar gökyüzünde. Bir bulut geçti ilk önce elma şekeri şeklinde, sonra bir uçaktan kafamıza doğru üç bomba atıldı. Biri genç irisi arkadaşın eteğine, biri maviliğin derinliklerine, sonuncusu da benim çalar saatimin üzerine. İrkilmeden, sakince uyandım. Biraz önce gördüğümü bildiğim rüyadan geriye hiçbir şey kalmamıştı. Bir-iki saniye zorladım kendimi hatırlamak için ama olmadı. Ya da ben olmaması için çok zorlamadım. Bilmiyorum. Bu dilemmayı çözmek için haddinden fazla uyanıktım zira. ''Akşam olsun bakarız.'' dedim içimden ve kalktıp mutfağın yolunu tuttum. Çay içmek lazımdı çünkü, çay içilmediydi, çay içilesiydi, çay içilmez ise acayip ayıp edilirdi. Demliğin altına su doldurdum, dolu demlik altını önceden özenle yaktığım ocağı üzerine koydum, sonra gittim salondaki üçlü koltuğa oturdum. Yetmedi bir de ayaklarımı dünün tüm izlerini feryat figan haykıran sehpanın üzerine uzattım. Hayasızlığın dibine vurmuştum artık. Edepsizliği bir dakikalık sessizlik ile taçlandırdım. Neden sonra aklıma geldi, çay bitmişti. ''İşte'' dedim kendime, yeni yetme yazar müsvettelerinin şiirsel betimlemeler dolu hikayeden bozma denemelerindeki şahsiyetsiz karakterlerini aratmayan ne idüğü bilinmez bir edayla; ''İşte..'' devamını bulamadım, çay almaya da üşendim, üçlü koltuğa tekli uzanıp uyumaya devam ettim.
12 Temmuz 2015 Pazar
İZAFİYET
''Hmm.'' dedi ve 1989'da Che tişörtü giymiş bir Alman'a benzeyen çenesini burnuna doğru kaldırdı. Dediklerimden pek etkilenmediğini anlamıştım ama bu raddede iplenmediğimi şu ana kadar fark edememiştim. Kahvemden bir duyum daha alıp yavaşça ayağa kalktım. Ben kalkarken gözlerini deminden beri konunun hararetine kapılıp ikide bir elimle geriye doğru taradığım için Johnny Cash'inkine benzeyen saçımdan ayırmadan kafasını yukarıya doğru uzattı. Gözlerinin içine baktım. Benden -kendisi için- sıkıcı geçen bu konuşmadan dolayı özür mahiyetinden bir cümle bekler gibiydi. ''Beni affet'' dedim ve yüzünde yavaşça beliren Serengeti sırtlarını andıran gülümsemenin tam olgunlaşmasına izin vermeden ekledim;
''Bunca hakikati çürümüş bir beyine giden efvek kulaklarda zayi ettiğim için beni affet Rabbim!''
''Selam.'' deyip emin adımlarla her yanı Eduard Kosmack portersinin pop-artlarıyla çevrili bu epistemolojik hata çöplüğü kafenin çıkışına doğru ilerledim. Kapı eşiniğine bir-iki adım kala elimi çalan telefonumu almak için cebime soktuğumda, sesin, dört saniye önce tüm riyakarlığıyla söylenmiş sözün ağırlığıyla boğuşur halde olduğu masadan geldiğini farkettim. Aklıma birden ''Zaman ancak hareketle, cisim hareketle, hareket cisimle vardır. O halde; cisim, hareket ve zamandan birinin diğerine bir önceliği yoktur.'' diyen Einstein geldi. O zamanlar cep telefonu olmadığı için bu sözü bol keseden söylemiş. Gel de şimdi konuş Albert!
''Bunca hakikati çürümüş bir beyine giden efvek kulaklarda zayi ettiğim için beni affet Rabbim!''
''Selam.'' deyip emin adımlarla her yanı Eduard Kosmack portersinin pop-artlarıyla çevrili bu epistemolojik hata çöplüğü kafenin çıkışına doğru ilerledim. Kapı eşiniğine bir-iki adım kala elimi çalan telefonumu almak için cebime soktuğumda, sesin, dört saniye önce tüm riyakarlığıyla söylenmiş sözün ağırlığıyla boğuşur halde olduğu masadan geldiğini farkettim. Aklıma birden ''Zaman ancak hareketle, cisim hareketle, hareket cisimle vardır. O halde; cisim, hareket ve zamandan birinin diğerine bir önceliği yoktur.'' diyen Einstein geldi. O zamanlar cep telefonu olmadığı için bu sözü bol keseden söylemiş. Gel de şimdi konuş Albert!
11 Temmuz 2015 Cumartesi
Midhat
Çok yorgunum...
Ela bir sesleniş şah-ı hüzün
Bir mektup pulu gibi yüzüm
Gönlüm bir bağ olgun üzüm
Nar-ı mey eyle ister
İstersen neylersen eyle
Sarp yokuştur naçiz bedenim
Namzet isen katetmeye
Ben ehlini ihya ederim
Ayan beni sabit beller
Feraset-i şahane ile yoldaşım
Kömürü elmas eden ile sırdaşım
Kabukla eyleşen değil
Öze sevdalı olandır benim yardaşım
Bir bedbaht divandır üzerinde uzanmışım
Bir alem ki uyanmışım yanar kattıkça su
Bu cümledendir kurutur buğusu
Zümrüt çınarlar feryat eder hasretten
Zannetme ıraktır figanı
Duyulur pek yakin ebetten
Havsalan almaz bu meramı
Tevellüdü budur ruhun fücceten
Çok yorgunum...
Ela bir sesleniş şah-ı hüzün
Bir mektup pulu gibi yüzüm
Gönlüm bir bağ olgun üzüm
Nar-ı mey eyle ister
İstersen neylersen eyle
Sarp yokuştur naçiz bedenim
Namzet isen katetmeye
Ben ehlini ihya ederim
Ayan beni sabit beller
Feraset-i şahane ile yoldaşım
Kömürü elmas eden ile sırdaşım
Kabukla eyleşen değil
Öze sevdalı olandır benim yardaşım
Bir bedbaht divandır üzerinde uzanmışım
Bir alem ki uyanmışım yanar kattıkça su
Bu cümledendir kurutur buğusu
Zümrüt çınarlar feryat eder hasretten
Zannetme ıraktır figanı
Duyulur pek yakin ebetten
Havsalan almaz bu meramı
Tevellüdü budur ruhun fücceten
Çok yorgunum...
4 Temmuz 2015 Cumartesi
Kardeş'ime...
Dinle Kardeş sana bu sözüm
Dinle Kardeş tekrar etmeye yok gücüm...
Dinle Kardeş'im, Dinle iki gözüm...
Di'li geçmiş zamanların çok yeni daha
Dökümlü duruyor o cümlecikler kağıdında
Kalemine yakışmamış duyguların
Bunca derinken uykuların
Oluşmaz gözlerinde merhamet pınarların
Yaz kardeş sen durma yaz hayatı yok pahasına
Yazdıkça kazınır ancak bazı şeyler, bazılarının kafasına
Can hokkanı doldur ümit ve korku boyasıyla
Bir sağ eliyle tutanlar için yaz
Bir de sol arkada öncü olanlara
Seni zincire bağlayacak sanayi evriminin palyaçoları
Betonarme teller vuracaklar diline malum maymunun torunları
Ama ulaşamayacaklar, ne kadar deneseler de
Gizlinin gizlisini açığın açığını bilenin elindeki kalbine
Bu sebeptendir ki sen yaz kardeşim
Tüm ağaçları kül etseler, tüm denizleri kurutsalar bile
Sen yaz ve yaz ve dahi yaz gönlüne
Bütün hesapların görüleceğini günün hürmetine...
Taklit hayallerle ruhunu zehirleme
Ucuz işçi çalıştırma davan uğrunda
Emanetin ticareti olmaz unutma
Boş gözlerle bakandan değil
Boş yürekle ağlayamaya çalışandan kork.
Zakkum da solar tıpkı gül gibi
Karınca da ölür tıpkı fil gibi
Gün gelir her gecenin ardından
Her doğuş bir batışın başlangıcıdır.
Ah Kardeş, bilsen sana ne çok sarıldım aslında
Bir çoğunda sen orada yoktun bile.
Sen ağlayacak omuz ararken o kuytularda
Omuzlarım kahroldu senin adını ana ana
Ne çok özledim dedin be Kardeş yanı başındaki vuslata
Ne çok görmedin be Kardeş hakikati
Bir de kalkıp astın saat gibi duvara
Dinle Kardeş bu masalı için için
Unutma ama Kardeş!
Bu masal uyutmak için değil
Uyandırmak için...
Kalk artık Kardeş,
Erteleyemeyeceğin o saatin alarmı çalmadan.
Kalk!
Bir abi gitse bile vardır bir tane daha abi
O olmasa bile yetmez mi sana tüm abilerin Rabbi...
Dinle Kardeş tekrar etmeye yok gücüm...
Dinle Kardeş'im, Dinle iki gözüm...
Di'li geçmiş zamanların çok yeni daha
Dökümlü duruyor o cümlecikler kağıdında
Kalemine yakışmamış duyguların
Bunca derinken uykuların
Oluşmaz gözlerinde merhamet pınarların
Yaz kardeş sen durma yaz hayatı yok pahasına
Yazdıkça kazınır ancak bazı şeyler, bazılarının kafasına
Can hokkanı doldur ümit ve korku boyasıyla
Bir sağ eliyle tutanlar için yaz
Bir de sol arkada öncü olanlara
Seni zincire bağlayacak sanayi evriminin palyaçoları
Betonarme teller vuracaklar diline malum maymunun torunları
Ama ulaşamayacaklar, ne kadar deneseler de
Gizlinin gizlisini açığın açığını bilenin elindeki kalbine
Bu sebeptendir ki sen yaz kardeşim
Tüm ağaçları kül etseler, tüm denizleri kurutsalar bile
Sen yaz ve yaz ve dahi yaz gönlüne
Bütün hesapların görüleceğini günün hürmetine...
Taklit hayallerle ruhunu zehirleme
Ucuz işçi çalıştırma davan uğrunda
Emanetin ticareti olmaz unutma
Boş gözlerle bakandan değil
Boş yürekle ağlayamaya çalışandan kork.
Zakkum da solar tıpkı gül gibi
Karınca da ölür tıpkı fil gibi
Gün gelir her gecenin ardından
Her doğuş bir batışın başlangıcıdır.
Ah Kardeş, bilsen sana ne çok sarıldım aslında
Bir çoğunda sen orada yoktun bile.
Sen ağlayacak omuz ararken o kuytularda
Omuzlarım kahroldu senin adını ana ana
Ne çok özledim dedin be Kardeş yanı başındaki vuslata
Ne çok görmedin be Kardeş hakikati
Bir de kalkıp astın saat gibi duvara
Dinle Kardeş bu masalı için için
Unutma ama Kardeş!
Bu masal uyutmak için değil
Uyandırmak için...
Kalk artık Kardeş,
Erteleyemeyeceğin o saatin alarmı çalmadan.
Kalk!
Bir abi gitse bile vardır bir tane daha abi
O olmasa bile yetmez mi sana tüm abilerin Rabbi...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)