22 Ekim 2015 Perşembe
A VE BİR O KADAR DA DEM
Akışkanlığını kaybeden hüznümün çaprazında kalan adamla göz göze geldiğimde, sözlerini bilmediğim için sadece son hecelerinden yakalayabildiğim şarkıyı söyleme çalışıyordum. Adamın gözleri benim gözlerime kitlendi ve gözsel bir bütünleşme yaşadık. Bu gözsel bütünleşmede şoförün hiçbir rolü yoktu. Çünkü o asfaltı yeni döşenmiş yolda döşür döşür gitmekle meşguldü. Şoför olağanca ieteteliğiyle yolda seyirttirirken, ben adamla gözsel şölenime devam ediyordum. Bu gözsellik adama pek hayırlı gelmemiş olacak, bu karşılaşma sağ gözün sol göze kesin takip emri çıkarması ve gözlerin olaysız dağılmasıyla son buldu. Lakin gözlerim bu ani ayrılığın verdiği inanılmaz sızıyla ne yapacağını bilemez hale geldi ve bir daha gözünün üstünde kaş var diyene kirpikleri unuttukları için tavır koymak adına kavilleşip, göz kepenklerini yarıya indirerek bir, bilemedin bir kırk dakika sayısınca saygı bakışında bulundular. Gözlerimin ideolojik durumdan çok etkilenen kulaklarım apolitikliğin verdiği utançla kızıla kesilip, örs ve çekiçi alarak aşırı uç komünist olmak için Kuzey Kore Kürt Yerleşkesi'ne yerleşme uğruna bir kulağımda girip öteki kulağımdan meydanlara döküldüler. Göz, kulak ve ağzımın bu içler acısı dışlar tatlısı haline, dik duruşuyla tepkisiz kalan burnum, farkını yine tüm zerafetiyle sergiledi. Ben yüzümün karayollarına paralel halini cam olduğunu iddia eden nesneden gördüğüm yansımam olduğunu nöbetçi noterden tasdiklemiş görüntüde fark edince, iklimimin alabildiğine kara ve yüzübildiğine deniz olmaktan başka çaresi olmadığını da anlamış bulundum. Bu anlam buldumcukluğunun bana verdiği yetkiye dayanarak bir süre daha seyir halime devam ettim...
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder