27 Ekim 2015 Salı

LAF Ü GÜZAF

Ah Pollyanna... ne olurdu biraz daha açık olsaydın...

Şimdiki zaman bir başka kuzum. Biraz çarpık, biraz tuzlu ve kısmi olarak gizli buzlanmalı virajlarla dolu. Habersizlik bir hayal artık, hayalden de uzak, bir kirli gülünç tuzak. Daimi yellenmelerde zihinlerimiz, ondandır bu abdestsizliğimiz. Yamalı müsabakaların müzmin top toplayıcıları, mekansız kapı gıcırtatıcıları, taka-tuka merkezli politikacıları ve dahi kimsesizlik kuyusunun güneşsiz yosun pıtırcıkları...

Sakladık samanları lakin retrotik zamansal kırılmalar ile böğrümüzden vuruşmuş kirpilere döndük. Öldük ve yaşar sandık özümüzü de anlamlaştıramadık bir türlü bu ıssızlık kabul etmiyor özrümüzü. Gözümüzün önünde bir devr-i sevda ki saçlarını manolya kokulu türbanına güzlemiş, dökülen iman yapraklarını iklim iklim, bucak bucak masumiyet pazarına istiflemiş. Kemirgen erimesi yapan ultra sementik dillerimizi şişe takıp kısık ateşte en az dokuzyüzelli sene embesilleşinceye kadar bekletmeliymişiz. Ya da daha kapital kurşunları bir Filistin'li çocuğun kalbinde bulabilirmişiz ama biraz ibranileşebilirmişiz veyahut meşberince suudileşebilirmişiz.

Hop-hop kültürü bizim sembolik anlatımlarımızın başında gelir, iki ileri bir geri hırpalamak ata yadigarı kayıklarda erilir. Bazı başı çekenler halayına mendil büker, bazısı soğan kırıp fırındaki mercimeği süzer. Üzerler oryantal düşünürler orta yatırdaki evliyayı, evladiyelik masallar ile kaynatırlar cadı kazanının dibi sıyıran bu üç kuruşluk opera yazarları. Kumsalda uzanmış deniz kapuklarının kıvrımları üzerine oynanır yetim malı iddialar, itibarlarını yok paraya satar bu mendebur, ağzı sheakspeare kokan kartlaşmış kuklalar. Punduna getirtmek için öküz altına buzağı itelemekten helak olan çürük vişne kızılı çömezler, korkarlar da öküz öldürenin kırmızısından; öküzü yaşatanın azabını bir türlü akıl edemezler.

Pislik yağarken üzerimize, topuklu ayakkabılar ile şemsiye putunları diktik kabrimize. Elalem ne der diye fiskos masalarında ömür çürütürken, kardeşimizin etini az pişmiş indirdik midemize mütemadiyen. Metanetten ödün vermedik belki ama, öd santrallerimizi hep en verimli rahimlere kurduk. Kudurduk azizim içtenlikle kudurduk, magma magma titreşen aşamalı ayıplarımızla bir edepten bir ebede savrulduk. Kalburüstü aznavurculuk farslarımızı alıp bir taraflarımıza şikelemeliydik zamanında da geçti borun nazarı, helalarda kavuşuruz artık orada buluruz boncukları.

Bu sözlerimden anlayın anlayacaklarınızı; kimi yalnız zamanlarda seyran olur gönüller, kimi gönül eyler çiban panayırlarında erir, buhar olur bir nefesle yiter giderler...

Ah Pollyanna... ne olurdu biraz daha açık olsaydın musalla taşınının üzerine anlattıklarında!

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder