9 Ağustos 2016 Salı

SAHNE OYUNU

Restorant önü...

Sabah...

Genç restorantın önünü süpürmektedir. Elinde hardal sarısı bir bavul olan Adam hızlıca önünden geçer. Adam bir süre sonra tekrar gelir.

ADAM
Pardon, buradan biri geçti mi?

GENÇ
Hayır.

ADAM
Emin misin?

GENÇ
Ben kimseyi görmedim.

ADAM
Geçmesi lazımdı.

GENÇ
Bilmiyorum.

ADAM
Peki, teşekkürler.

Adam hızla uzaklaşır. Bir süre sonra tekrar Gencin önünden geçer. Bir süre sonra tekrar gelir.

ADAM
Kusura bakmayın, kimse geçmedi değil mi?

GENÇ
Yok.

ADAM
Geçmiş olmalıydı. Hep buradaydın değil mi?

GENÇ
Yani, buradaydım. Geçen kimse görmedim.

ADAM
Peki, kusura bakmayın.

Adam hızla uzaklaşır. Bir süre sonra Gencin önünden tekrar geçer ve tekrar gencin yanına gelir.

ADAM
Kimse geçmedi mi?

GENÇ
Hayır, beyfendi sizden başka kimse geçmedi.

ADAM
Nereye doğru gittim?

GENÇ
Şaka mı bu?

ADAM
Nereye doğru gittim?!

GENÇ
Şu tarafa.

Adam gencin gösterdiği yöne doğru hızlıca gider. Bir süre sonra Adam tekrar Gencin yanına gelir.

ADAM
Yine kaçırdım. Her seferinde, her seferinde bu kez yakalarım diyorum ama hep benden bir adım önde oluyor. Her seferinde, artık çıldırmak üzereyim. Bak, senden çok şey istediğimin farkındayım ama bir daha birini görürsen, beni arar mısın? Bu benim numaram, ne olur? Sadece 11 tane numaraya basacaksın. Çok zor değil. Yapar mısın? Lütfen.

GENÇ
Peki...

ADAM
Çok sağol.

Adam hızla uzaklaşır. Bir süre sonra Gencin önünden geçer. Genç adamı izler ve işine kaldığı yerden devam eder. Bir süre sonra Adam gencin yanına gelir.

ADAM
11.

GENÇ
Efendim?

ADAM
Sadece 11 tane numara. Tek istediğim bu. Al şu parayı, fazla değil ama en azından niyetimin ciddiyetini göstermek için yeterli olur.

GENÇ
Ben, anlamıyorum. Yani...

ADAM
Anlaman için para vermiyorum. Üretilmiş ve üretilecek hiçbir para anlamanı sağlayamaz zaten. Lütfen, kabalaşmak istemiyorum. Tek istediğim buradan geçen biri gördüğün anda beni araman.

GENÇ
Bakın beyfendi, derdiniz nedir bilmiyorum ama buradan gitmenizi isteyeceğim sizden.

Adam restorant önünde duran masalardan birine geçer.

ADAM
Garson! Garson!

Genç istemsizce adama doğru gider.

GENÇ
Buyrun.

ADAM
Bir kahve, bir su alabilir miyim acaba.

GENÇ
Beyfendi bakın...

ADAM
Masaya oturdum, sipariş verdim benim her dediğimi yapman gerekiyor. Ben müşteriyim. Benim sözüm geçer. 11 numara, geçen birini görürsen 11 numaraya bas. Bu kadar basit.

GENÇ
Sizden gitmenizi rica ediyorum. Bugün kapalıyız. Hizmet vermiyoruz. Lütfen gider misiniz?

ADAM
Beni zorlama. İşler çirkinleşsin istemiyorum. Lütfen beni zorlama.

GENÇ
Beyfendi, siz de beni zorluyorsunuz, gidin yoksa polis çağırırım.

ADAM
Bunu yapmanı tavsiye etmem.

GENÇ
Gidin artık.

ADAM
Bak istediğim çok basit bir şey, geçen birini görünce beni ara.

GENÇ
Polisi arıyorum.

ADAM
Bunu yapmak istediğinden emin misin?

Genç telefonu alıp, polisin numarasını tuşlar. Adam telefonunu çıkartıp gence bir şey gösterir. Genç görünce telefonu kapatır.

GENÇ
Ne yaptın lan sen?!

ADAM
Beni bu noktaya getirme.

GENÇ
Lan!

Genç adamın üzerine atılır. Adam silahını çıkartıp gence doğrultur.

ADAM
Sakin ol. Sakin ol. Sakin. Ol. Lütfen, daha fazla çirkinleşmeden, ne olur bana dediğim şeyi yapacağını söyle.

GENÇ
Sen delirmişsin!

ADAM
Tek istediğim...

GENÇ
Yapmayacağım lan.

ADAM
Özür dilerim.

Adam Genci başından vurur. Genç yere yığılır. Adam gencin fotoğrafını çeker, bavulu açar genci içine koyar. Silahını beline koyup. Bavulu alıp çıkar. Bir süre sonra elinde süpürge olan bir genç gelir yeri süpürmeye başlar. Elinde bavul olan adam hızla önünden geçer. Bir süre sonra tekrar gencin yanına gelir.

ADAM
Pardon, buradan biri geçti mi?

                                                              SON

10 Temmuz 2016 Pazar

Dokunuş

Es-selamu aleyküm.

Günlerdir, haftalardır, ayladır süre gelen paylaşımlar, konuşmalar, kampanyalar vs. yüreğimi daralttı. Sıkıştım, doldum, nefes alamıyor gibi hissediyorum.

İlk başta meselenin Suriyeliler olduğunu sanıyordum ama aslında öyle değişmiş. Esas mesele, insanlılıkmış.

Evet insan-lı-lık.

İnsan, öz; insalı, özden damıtılmış aroma; insanlılık, özden damıtılmış aromanın tozu.

İnsanın suyunu çıkarıyorsunuz, çıkarılan suya bir batırıp çıkarıyorsunuz, güneşte kurutup küllerini savuruyorsunuz.

O savrulan kül işte insanlılık.

İnsanlılık, 3. rezil şahıs.

İnsan nesli tükenmekte olan bir varlık. Dünya üzerinde çok az sayıda kaldı. Bir önceki nesil insanlıktı. İnsanın sadece aroması vardı ama tadı benziyordu. Şimdiki nesil ise insanlılık. İnsanın yapay aromasının tozu var üzerlerinde. Tadı da benzemiyor artık. Başka bir şey bu.

Boğuldum. Darlandım. Her tükendiğimde yaptığım şeyi yaptım ve beni kurtarması için Kur'an'a sarıldım.

''Dedi; Rabbim gögsümü bana genişlet ve emrini bana kolaylaştır, dilimdeki bağı çöz ki diyeceklerimi tam olarak kavrayabilsinler.'' Taha 25-28

Bir çok ayet buldum ve yazmıştım. Bu kadar uzun yazıyı kimse okumaz diye düşünürken, Rabbim karşıma öyle bir ayet çıkardı ki,  her şeyi anlatmak için yeter.

Euzü billahi min eşşeytanirracim

Bismillahirrahmanirrahim.

''Koşun! Rabbinizden bir bağışlanmaya ve Cennet'e ki, genişliği göklerle yer kadardır. Allah'a karşı duyarlı olup, sakınıp, korunanlar için hazırlanmıştır. Bu kişiler, bollukta ve darlıkta verirler, öfkelerini yutarlar ve insanları affederler. Allah iyilik yapıp güzel davrananları sever.'' Al-i İmran 133-134

Elhamdulillah.

Selam ve dua ile...




25 Nisan 2016 Pazartesi

ÖNCEKİLERİN MASALLARI

Ağustos Böceği ile Karınca

Biliriz bu hikayeyi, severek anlatırız. Gümüş tepside sunarız çocuklarımızın önüne. Tekrar bir hatırlayalım neymiş bu hikaye...

Eğlenceyi çok seven bir ağustos böceği varmış. Bu ağustos böceği sürekli saz çalar, şarkı söylermiş. Tüm gününü bu şekilde geçirirmiş. Derken güzel, sıcak günler bitmiş, kış gelmiş. Artık havalar çok soğuk ve yağışlıymış. Ağustos böceği şarkı söylemez hale gelmiş. Soğuktan çok üşüyormuş ve karnıda çok açıkmış. Ama hiç yiyeceği yokmuş. Çünkü tüm yazı saz çalarak ve şarkı söyleyerek geçirmiş. Kış için hiç hazırlık yapmamış. Ama o bu şekilde eğlenirken küçük komşusu karınca tüm yazı kış hazırlığı yaparak geçirmiş. Ağustos böceği bunu hatırlamış ve aklına karınca komşusundan ödünç istemek gelmiş;

— Karınca komşumdan ödünç yiyecek bir şeyler isteyeyim, hem ne var ağustosta tekrar öderim, demiş.

Ağustos böceği bu düşünce içerisinde karınca komşusunun kapısına gitmiş. Kapıyı çalmış. Karınca açmış kapıyı. Karşısında açlık ve soğuktan perişan olmuş ağustos böceğini görmüş;

— Ne istiyorsun ağustos böceği, demiş.

— Karınca kardeş havalar çok soğudu çok üşüyorum, üstelik karnımda çok aç ama yiyecek hiçbir şeyim yok. Bana ödünç yiyecek bir şeyler verir misin? Söz veriyorum ağustosta borcumu ödeyeceğim sana, demiş ağustos böceği.

Karınca;

— Neden yiyecek hiçbir şeyin yok, bütün yaz ne yaptın sen?

— Ağustos böceği çok utanmış, çok mahcup olmuş;

— Şeyyy, ben bütün yaz saz çaldım, şarkı söyledim. Kış için hiç hazırlık yapmadım.

Karınca çok sinirlenmiş bu cevabı duyunca;

— Madem öyle tüm yaz saz çalıp, şarkı söyledin şimdide oyna o zaman, demiş karınca ve tak diye kapıyı ağustos böceğinin yüzüne kapatmış.

Nedir bu kısa hikayeden aldığımız ders; eğer vaktinde çalışmaz, malını biriktirmez, tembellik yaparsan, muhtaç olursun başkalarına ve sonunda aç kalırsın.

Ne güzel bir öğüt değil mi? Peki gerçek sadece bu mu?

Gelin bu hikayeye Kur'ani bir bakışla bakalım...

İyiliği sonsuz ve ikramı bol Allah'ın adıyla

''Şüphesiz, Biz her şeyi bir ölçüye göre yaratmışızdır.'' Kamer/49

Öncelikle yaygın olarak bilinen bir yanlışı düzeltelim. Ağustos Böceği en fazla birkaç hafta yaşar. O sebepten ağustosta başlayıp çetin kış aylarında devam eden hikayenin kahramanı ağustos böceği olmaz. Çünkü Rabbin koydğu ölçüye göre Ağustos Böceği o zamana kadar çoktan toprak olmuştur. Hikayenin esas kahramanı Yeşil Çekirge'dir. Yani Rabbin yarattığı bir varlık yüzyıllardır süren büyük bir iftiranın kurbanı olmuştur.

''Kim bir yanılgıya düşer veya bir günah işler de, sonra onu suçsuz birinin üzerine atarsa, apaçık bir iftira ve günah yüklenmiş olur.'' Nisa/112

Ağustos Böceği'nin çıkardığı ses ağzından çıkmadığı için öterken aynı zamanda yemek yiyebilir. Böylece, Ağustos Böceği'nin yan gelip yattığı ve hiçbir şekilde çalışmadığı tezi çürümüş olur.

''O, yedi göğü eşsiz bir uyum içinde yaratmıştır; Rahman'ın yaratışında bir düzensizlik göremezsin...'' Mülk/3

Bu ayet bile her şeyi anlatmaya yeter ama biz elimizi sağlam tutup, noktayı baştan koyalım ve Rabbimizin şu sözüne kulak verelim.

''O ki, her şeye yaratılıştan bir ölçü ve amaç takdir etti, sonra istikamete yönellti.'' A'la/3

Yani Ağustos Böceği'nin ötmesi onun takdir edilmiş ölçüsüdür. İstikameti de elbet bu fıtrat üzerine olacaktır. Ötüşüyle meşhur sadece birkaç hafta yaşayan bir varlığın kış için yiyecek biriktirmesini beklemek, başlı başına bir dalalet değilse nedir?

Bu esnada bir eleştiri gelebilir; iyi hoş gidiyorsun da bu, insanlaştırılmış bir olgu, mesele Ağustos Böceği değil, mesele tembellik eden bir kişi. Meseleye böyle bakmak lazım.

Bu eleştiri yerinde ve doğrudur. Lakin kavramları doğru yerde doğru biçimde kullanmak gerek. Misal ben sizde olmayan bir özelliği size yükleyip anlatsam hemen tepki verir ve hakkınızı savunursunuz. Peki bu hassasiyetin onda birini mübarek ağustos böceği için neden göstermiyoruz?

Lafı uzatmadan, bu tembel mahlukun(ağustos böceği değil ama) yaptığına bir göz atalım. Bu mahluk, saz çalıp, şarkı söylüyor. Daha bir sürü eğlence çeşidi varken, bizim eleman(yazar) böyle uygun görmüş. Çünkü genel kanı kimseye yararı dokunmayan, saz çalmak, şarkı söylemek boş bir uğraş.

''Dünya hayatının bir oyun, oyalanma, süslenme, birbirinize karşı övünme ve daha çok mal ve daha çok çocuk sahibi olma çabasından ibaret olduğunu bilin...'' Hadid/20

Peki, bu saz çalıp, şarkı söylediği için kınanan mahluk, ilahi söyleseydi. Yine de kınanır mıydı? Sonuçta o da bir saz ve sonuçta o da bir şarkı. Sanmıyorum ki kınansın, çünkü bizi ilgilendiren ne yaptığında çok, ne için ve nasıl yaptığıdır. Çünkü biz vicdan sahibi insanlarız, yoksa ikiyüzlü oluruz.

''Ey iman edenler! Allah için hakkı titizlikle ayakta tutan, adalet ile şahitlik eden kimseler olun. Bir topluma olan kininiz, sakın ha sizi adaletsizliğe itmesin. Adil olun. Bu, Allah’a karşı gelmekten sakınmaya daha yakındır. Allah’a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz Allah, yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır.'' Maide/8

Bu mahlukun tembelliğini iyi anlamak gerek, çalışmayan biri değil, bütün yaz saz çalıp, şarkı söylerken aç bilaç dolaşmıyor. Yemeğini yiyor. Sadece kış için bir hazırlık yapmıyor. Bu eyleme tembellik demiyoruz, olsa olsa tedbirsizlik diyoruz. Yani sonuç itibariyle bu mahluk sadece tedbirsiz biri. Yani gelecek için çok plan program yapmıyor, kısa vadeli düşünüyor. Karnını doyurmak için çalışıyor, bulduğunu yiyor, karnı doyunca saz çalıp, musiki söylüyor. Bir lokma bir hırka. Bakın şu işe, bizim mahluk derviş ruhlu çıktı. Aynı özelliklere sahip olan, ''günün lokmasını bulsak yeter, şu fani dünya için çok emek bizi bizden eder.'' diyen gıpta ile hayatlarını okuduğumuz evliyalar, dervişler gibi değil mi? Ama yok, o saz çalış, şarkı söyler. Dervişler bendir çalıp, hu der. Nasıl aynı olsun?

Bu mahluğumuzun bahsine burada bir virgül koyalım ve hikayemizin diğer kahramanı olan Karınca'ya geçelim.

Karınca, çok karışık bir iletişim ağına ve sarsılmaz bir hiyerarşiye sahip bir türdür. Her görev için tahsis edilmiş bir grup mevcuttur. Ama konumuz, yiyecek toplama olduğundan hemen bu sisteme geçeyim. Karıncalar yemek bulmak için öncü karınca yollarlar. Bu karıncalar yemek ararken koku molekülleri bırakırlar. Bunun sebebi, yemeklerin bulunduğu rotayı kaybetmek istememeleridir. Öncü karıncalar yuvaya gidip diğer karıncaları haberdar ederler. Onlar da koku moleküllerini izleyerek yemeği bulurlar. Yani karıncalar, grup halinde çalışırlar. Yani, ümmet bilinci hakimdir. Her şey, bağlı olduğu koloninin devamı içindir. Bir başka değişle, bir karınca için çalışmak tercih değil zorunluluktur.

Yine Karınca kardeşimize bir kişilik olarak bakıp, konuya öyle devam ediyorum.

Bu çalışkan mahluk, derviş ruhlu tedbirsiz mahlukun bu halini görür de uyarırmış. Emri bil maruf nehyi anil münker edermiş. İyiliği emreder, kötülükten sakındırırmış. Hem çalışkan hem vefalı, tam bir müslüman.

Gel zaman git zaman, mevsim kışa döner ve bizim tedbirsiz mahluk yiyeceksiz kalır. Kurduğu cümle çok manidardır. Der ki ''Karınca komşumdan ödünç yiyecek bir şeyler isteyeyim, hem ne var ağustosta tekrar öderim.''

Komuşumdan, ödünç, tekrar ödeme... Ne ilginç kavramlar bunlar...

''Allah'a kulluk edin ve O'ndan başka hiçbir şeye ilahlık yakıştırmayın; ana-babaya ve akrabaya, yetimlere ve yoksullara, kendi çevrenizden olan komşulara ve yabancı komşulara, yanınızdaki dosta, yolcuya ve meşru şekilde bilhakkın sahip olduklarınıza iyilik yapın. Unutmayın ki Allah kendini beğenmiş küstahları sevmez.'' Nisa/36

Tedbirsizlik edip önünü düşünmeyen bu mahluk, komşusundan geri ödeme koşuluyla istemeye gidiyor. Birinci olarak bu bir yardım talebi değil, bir borç talebi ve tedbirsiz mahluk ağustos ayında geri ödemek üzere bir borç edinmek istiyor. Neden? Çünkü onun iş alanı ancak bu dönemde aktif, demek ki, bu mahlukun başka işi yok. Tek geçim kaynağı bu. Yani bizim tedbirsiz mahluk aslında tedbirsiz değil, yoksulmuş. Tek geçim kaynağından başka bir şeyi olmayan, zaruri ihtiyaçları dışında birikim yapamayacak olan biriymiş.

''Zekatlar, yalnızca yoksullara ve düşkünlere, bu işi yapan görevlilere ve kalpleri kazanılacak kimselere; özgürlükleri elinden alınmış ve borç yükü altında ezilenler için, Allah yolunda gösterilen her türlü faaliyet ve yolda kalmışlar için verilir. Bu Allah'ın koyduğu bir kuraldır. Ve Allah her şeyi bilir, her hükmünde tam isabet sahibidir.'' Tevbe/60

Yoksul mahluk, kendisine zekat düşmesine rağmen, borç isteme yoluyla komşusu olan çalışkan müslüman mahlukun kapısını çalar. Ve karşılama ne de güzeldir; ''Ne istiyorsun?!''

'' Size bir selam verildiği zaman, siz de ondan daha güzeli ile selam verin veya tekrarlayın. Allah her şeyi hesaba katmaktadır.'' Nisa/86

Bizim yoksul, güzel bir dille borç isteyip, zamanı gelince ödeyeceğine dair söz vermiş. Çalışkan müslüman da onu sorgulamış ve bütün yaz ne yaptığını sormuş. Bizim yoksul, utanıp kış için hazırlık yapmadığını (aslında yapamadığını söyleyecekti ama) dile getirmiş. Bizim çalışkan müslüman bu sözü duyunca madem bütün yaz eğlendin, şimdi de eğlen o zaman diyip, kapıyı kapatmış suratına.

Belli ki zekat ayı Ramazan geçmiş, yoksa zekatını verirdi bizim çalışkan müslüman mahluk. Öyle değil mi, zekat sadece Ramazan'a hastır. Geri kalan zamanlarda, ne yapıyorlarsa yapsınlar.

''Allah'ın lütfundan kendilerine verdiği şeylerde cimrilik edenler, onun kendilerinin iyiliğine olduğunu sanmasınlar. Aksine bu onların kötülüğünedir. Cimrilik yaptığı şeyler, kıyamet günü boyunlarına dolandırılacaktır. Göklerin ve yerin mirası Allah'ındır. Allah işlediklerinizden haberdardır.'' Al-i İmran/180

'' Hem kendileri cimrilik edip, hem de insanlara cimriliği tavsiye edenler, Allah'ın lütfundan kendilerine verdiği şeyleri gizlerler. İnkarcılara aşağılayıcı azap hazırladık.'' Nisa/37

''Mallarını Allah yolunda harcayıp da arkasından başa kakmayan, fakirlerin gönlünü kırmayan kimseler var ya, onların Rabbleri katında has ödülleri vardır. Onlara hiç korku olmadığı gibi, onlar üzülmeyeceklerdir de. Güzel söz ve bağışlama, arkasından incitme gelen sadakadan daha iyidir. Allah zengindir; yumuşak davranandır. Ey iman edenler! Allah'a ve ahiret gününe inanmadığı halde malını gösteriş için harcayan kimse gibi, başa kakmak ve gönül incitmek suretiyle, yaptığınız hayırları boşa çıkarmayınız. Böylesinin durumu, üzerinde biraz toprak bulunan düz kayaya benzer ki, sağanak bir yağmur isabet etmiş de onu çıplak pürüzsüz kaya haline getirivermiştir. Bunlar kazandıklarından hiçbir şeye sahip olamazlar. Allah, kâfirleri doğru yola iletmez.'' Bakara/262-264

''Rabbinden umduğun bir rahmet beklediğin için hak sahiplerinden yüz çevirecek olursan, onlara (hiç değilse) hoş söz söyle.'' İsra/53


Bunca sözden sonra anlatmak istediğim şeyin; ''tembelliğe kılıf bularak, herkes kaderinde ne varsa onu yaşar, alına ne yazılmışsa odur.'' gibi bir çıkarım olduğunun sanılması, kelimenin tam manasıyla zulümdür.

''Biz insanın kaderini kendi çabasına bağlı kıldık. Nitekim Kıyamet Günü onun önüne, her şeyi kayıtlı bulacağı bir sicil koyacak; ''Oku sicilini! Bugün kendi hesabını görmek için sen sana yetersin!'' İsra/13-14

Benim amacım, önümüze sunulan bilgilerin aldatıcı görünümüne kapılarak onları sorgulamadan almak ve yetiştirdiğimiz/sorumlusu olduğumuz bireylere de aynı yöntemle dayamak yerine, sorgulamaya başlamak ve Rabbin Mübarek Kur'an'da sık sık tekrarladığı gibi ''Düşünmek'' eylemi hakkıyla gerçekleştirmeyi öne sürmektir.

Çünkü Rab, Yunus Suresi 100. ayetin ikinci cümlesinde şunu buyurur ;''Ve O aklını kullanmayanları pisliğe mahkum eder.''

Artık bu gafletten uyanıp, başkalarına kiraladığımız, şeytanın çalışma odası haline gelen aklımızın kontrolünü ele alma zamanı değil mi?

Basit görünen şu 3-5 satırlık çocuk masalında onca ayete karşı duruş var. Siz düşünün artık, geri kalan külliyatı...

Vesselam...