Selamun Aleyküm ve Rahmetullah...
Allah'ın izni ve iradesiyle buraya gelmiş ve bu yazısı okumaya mazhar olmuş kimseler, merhaba.
Meşhur tragedya yazarı Shakespeare'in Hamlet namıyla bilinen oyununda geçen, konuyla uzaktan dahi bir alakası bulunmayanların bile bildiği bir ifade vardır;
"To be or not to be - that is the question..."
mealen
"Olmak yada olmamak; işte bütün mesele bu..."
Yazımın başlığını bu ifadeden iktibas ettiğim için, bunu belirtme zaruriyetini hissettim.
Belirttim ve o hissim geçti...
O zaman, başlıyorum...
Evvela mukaddime misali şu hususu ele almakta fayda görüyorum ki, yazımın muhteviyatı daha sahih şekilde fehmedilebilsin.
Lisan ve ifade için seçilen kelimelerin önemi kahır ekseriyet için malumdur lakin bunun pratik karşılığı çokça zaman gözden ve dahi gönülden kaçabilmektedir.
Arslan ve Eşek netice itibariyle hayvan olmalarına karşılık, bir insana söylendiğinde farklı tepkiler doğurması içten bile değildir. Bunun sebebi, hayvan olma konusunda ikisinin de aynı olmasına mukabil mecaz manada farklı olmalarıdır. Bu farklılık, birinin -arslanın- hakimiyet ve salahiyeti temsil etmesi, ötekinin - eşeğin- ise acizlik ve zafiyeti akla getirmesinden kaynaklanıyor. Yani aslında sadece bir hayvan türünü ifade için kullanılan bir kelime, insanın zihninde farklı bir şekilde tezahür edebiliyor.
Don ve kilot kelimeleri aynı nesneyi ifade etmek için kullanılan iki farklı kelimedir. Bir kişi don dediği zaman da, kilot dediği zaman da iç çamaşırı kastetmektedir. Fakat, ekseri "don" kelimesi kaba, argo, bedevi nisbette algılanırken, "kilot" kelimesi nazik, düzgün ve medeni bir şekilde algılanır. Ya da bunun tersi de geçerlidir.
-ki şahsen ben de aynı düşünce içerisindeyim, "don" kelimesinden hazzetmem!-
İşaret edilen nesne değişmese bile bu kelimeden birini seçme ile algı değişebilmektedir.
Ezcümle, bundan 100 sene önce "Hatun" kelimesi kullanılırken, daha sonraları "Bayan" kelimesi kullanılmaya başlanılmış ve bu kelime umumileşince "Hatun" kelime iğreti durmaya başlamıştır. Şimdilerde ise "Bayan" kelimesi iğreti durmaya başlayarak, "Kadın" kelimesi tercih edilir hale gelmiştir. Bunun şu veya bu sebepleri olabilir lakin netice itibariyle Hatun, Bayan, Kadın aynı şeyi ifade etmek için kullanılan, kötü bir manası olmayan, zaman içerisinde toplum algısına göre anlamlandırılan kelimelerdir.
Zikredilen örnekler şunun için verilmiştir; bir kelimeyi seçmemiz ihtiyari veyahut gayri ihtiyari olsun, bu bizim zihniyetimizi ve nokta-i nazarımızı ortaya koyan, ele veren bir husustur.
Bu açıdan hareketle bir durumu, bilmeyenler için zuhura getirmek, bilenler için tekrar etmek, umursamayanlar için zırvalamak, umursayanlara da ikaz için izah etmek istiyorum.
Takriben 50 ila 60 senedir mütemadiyen kullanılan "dini" ( maalesef klavyemde "Î" harfinin küçük hali bulunmamakta, o sebepten ismin -i halini yani belirtme halini değil şapkalı -i harfini yani ilişik, alakalı, ilgili manasını ifade ediyorum. Sizden bunu gözden kaçırmamanızı rica ediyorum.) kelimesini ve bu kelimenin bilhassa müslümanların dilinde ve gönlünde yaptığı etkiden söz etmek istiyorum.
Laiklik, devlet yönetiminde herhangi bir dinin referans alınmamasını ve devletin dinler karşısında tarafsız olmasını savunan bir prensiptir. Yani ne din devlete, ne de devlet dine müdahele edebilir.
Dünyadaki ve ülkemizdeki laik sistemin din-devlet ilişkisinde -dinin devlete müdahelesi- son derece prensip sahibiyken, iş devlet-din ilişkisine -devletin dine müdahelesi- geldiğinde ne derece despot olduğunu bilhassa İslam üzerinde bunun aşikar olduğu başka bir yazının konusu....
Fakat, şunu belirtmeden de geçemeyeceğim...
Laiklik Müslüman için bir kaostur. Çünkü bir müslüman her ne şart altında olursa olsun dinin emir ve yasaklarına göre yaşama mecburiyetindedir. Yani bir müslümanın dinden ayrı bir yaşantısı yoktur. O sebepten laik sistemde yaşamak zorunda olan bir müslüman ya bu sisteme teslim olmak, onun içinde erimek yada bu sisteme karşı çıkmak, direnmek zorundadır. Peki, ne tam olarak teslim olabiliyor, ne de tam olarak karşı çıkabiliyorsa? İşte Anadolu Müslümanlarının halvet-i ruhiyesi tam da bu şekildedir...
İşte bu laik sistemin zoraki getirisi olan bu ikili yaşam, ister istemez dile de yansımış ve zamanla hiçbir rahatsızlık duyulmaz hale gelerek tabiileşmiş bir kelimeyi, bir mefhumu ortaya çıkarmıştır.
DİNÎ - Yani din ile alakalı olan, din ile ilişkili olan...
"Din Adamı" diye bir tabir kullanıla gelir oldu. Ve bu o kadar alenileşti ki, bundan bırakın rahatsızlık duymayı, bundan rahatsızlık duyanlardan rahatsızlık duyulmaya başlandı...
İslam'da "din adamı" diye müstakil bir sınıf yoktur. Rahiplik, Hahamlık, Guruluk vb. bir makam İslam'a aykırıdır. Bir müslümana dinin temel kaidelerini öğreten onun ailesidir. Daha sonra dinin incelik ve ayrıntıları konusunda uzmanlaşmak isterse, ona göre bir eğitim alıp alim olabilir. Lakin alimlik hiçbir zaman müstakil bir meslek olmamıştır. Ayrıca bir müslüman, dininin temel emir ve yasaklarını bilmek, tüm ibadetlere vakıf olmakla yükümlüdür. Alimlik sadece ayrıntı ve incelikteki bir farktır. Bir kişinin bilgi seviyesi onun daha iyi bir dindar olduğu manasına gelmez. Çünkü müslümanlık bilgi değil iman meselesidir. İman bilgi ile süslenir, bilgi de iman ile temizlenirse işte o kişi muttaki mü'min olur.
Şayet bir kişiye "din adamı" dersek, dolaylı olarak bir başkasının "din adamı" olmadığı manası ortaya çıkar. Böylelikle din sadece belli bir zümreye ait olur. Ve basında ısrarla vurgulanan "Katil İmam" , "Sapık Müezzin" vs. gibi ifadeler peyda olur. Çünkü, o bir insan değildir, bir imam, bir müezzin, bir din adamıdır ve dine karşı gelmiştir. Bir kişiyi imam olarak nitelediğimiz an onun insanlık mazeretini elinden almış oluyoruz. Ki bu da bir insana yapılabilecek en büyük zulümdür.
"Dini ibadetler" tabirini haza müslümanım diyen bile kullanıyor. Umumileşmiş ve normalleşmiş durumda. "Dini ibadetler" deyince sanki dini olmayan ibadetler de varmış hissiyatı uyanıyor. Bu "ibadetler" kelimesi yükümlülükler, sorumluluklar, davranışlar manalarını ihtiva eden bir minvalde kullanılıyor. Bundan da şöyle bir sonuç ortaya çıkıyor ki, bir müslümanın dini olan ve dini olmayan yükümlülükleri var. Bir müslümanın dini olan ve dini olmayan sorumlulukları var. Bir müslümanın dini olan ve dini olmayan davranışları var. Yani bir müslümanın dini olan ve dini olmayan bir yaşantısı var.
Bir süper kahraman gibi....
Gündüzleri sıradan bir "man", geceleri müslüman!
İşte bu tabirin kullanılması, akıl baliğ olup da kabrine girinceye kadar ki her nefesinden, sözünden, düşüncesinden, adımından, dokunuşunda, bakışından, duyuşundan hülasa yaptığı ve yapmadığı her şeyden sorumlu tutulup, bunların hesabını verecek olan, dinden gayrı tasavvur edilemeyecek olan bir hayata sahip olan müslüman için akla dimağa sığmaz bir çelişkidir.
Bu iki tabiri tavzih etmekle iktifa edip, diğer tabirleri sadece başlıklar halinde anıp, tahlili size bırakıyorum.
Dini kitap, Dini bilgi, Dini mekan, Dini müzik, Dini bayram, Dini ilimler, Dini filmler, Dini tiyatro , Dini günler vb.
Bu "dini" ayrım ifadelerine günlük konuşmada yer vermemiz, istesek de istemek de, farkında olsak da olmasak da nasıl bir zihniyet ile dünyaya baktığımızı ve nasıl bir zihniyetin te'siri altında olduğumuz açıkça göstermektedir.
Velhasılı kelam; kendi zihnimizde bile bir bölünme halindeyken, nasıl içtimai biçimde birlik olabiliriz ki?
O sebepten;
To be DİNÎ or not to be... That's the whole point!
Selam ve Dua ile...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder